Robot ve yapay zekâ 2017 ile dünyada daha fazla konuşulmaya başlandı

Teknoloji kavramının içindeki akıllı cihazlar, uzay gibi kavramlardan daha düşük bir hacme sahip olan robot ve yapay zekâ konuşmaları. Dünyadaki konuşulma eğrisinde 2017 yılı ile artan bir hacim var ancak Türkiye’de münferit birkaç olay dışında düşük ve sabit bir hacim gözleniyor. Ülkemizde bu konuda konuşmaların en çok arttığı tarih Şubat 2017, kuyuya düşen (ve Kuyu adı verilen!) köpeğin robotik kolla kurtarılması konusu. Aşağıdaki grafik bu çalışma için hazırladığımız kilit kelime grubunun (temelde teknoloji, robot ve yapay zekâ) son 1 yıl içinde internet üzerindeki konuşma hacmini gösteriyor. Bu hacimde haber içerikleri yer almıyor.

Bu kapsamda konuşmaların neredeyse yüzde 80’inin robot kelimesi temelli olduğunu söyleyebiliriz. Yapay zekâ bu hacmin yüzde 20’sini oluşturuyor. Her ne kadar her robotun arkasında bir yapay zekâ olsa da, kimisi insan gibi ete kemiğe bürünmüş, kimisi dev metal yığınlarını andıran; bin bir çeşit farklı yetenekleriyle insanların akıllarını başlarından alan robotlar, bu teknoloji kolunun görünen ve de en çok konuşulan yüzleri.

İlk aşamada konulara, bahsedilen sektörlere bakalım

Robotlar ve yapay zekâ ile ilgili içeriklerin yüzde 51’i bu konuda yabancı bir yatırım veya inovasyonla ilgili.

• Güney Kore ve Japonya yeni buluşlar ve yatırımlar ile en çok öne çıkan iki ülke. Bu ülkelerden ardı ardına gelen yeni buluş haberleri teknoloji severler tarafından sıklıkla paylaşılıyor.

• Google, Facebook ve Apple gibi ABD’li teknoloji devleri de yapay zekâ alanında yaptıkları büyük yatırımlar, satın aldıkları firmalar ve yeni ürünleri ile adlarından sıkça söz ettiriyorlar.

• Yapay zekâ ve robotlarla ilgili yerli girişim ve devlet yatırımları konusunda ise çok sınırlı bir içerik mevcut. Tüm konuşmaların sadece yüzde 3’ünde Türkiye’de yapılan bir yatırımdan bahsediliyor.

Konuşmaların yarısında (yüzde 47) belirli bir sektörden bahsediliyor

• Konu edilen sektörlerin başında hizmet sektörü yüzde 26 ile ilk sırada. Ev işlerine yardımcı olan, gerektiğinde evi süpüren, sizin için market alışverişinizi eve taşıyan robotlar en ilgi çekici gelişmeler.

• Otomotiv ve üretim sektörü yüzde 25 ile hemen ikinci sırada geliyor. Burada öne çıkan konu ise artık işgücünün büyük oranda robotlar tarafından oluşacağı ve pek çok firmanın işten çıkarmalara başladığı bilgisi. Ama bunun ne kadar yakın bir gelecekte olacağı da belirsiz olduğundan bu tartışmalar biraz havada kalıyor.

• Eğitim (yüzde 13), tıp (yüzde 11) ve telekomünikasyon (yüzde 9) konuşulan diğer sektörler. Eğitim ve tıp alanında da öğretmen ve doktorlara ihtiyaç kalmayabileceği, örneğin iyi programlanmış bir yapay zekanın herhangi bir doktordan çok daha iyi teşhis koyabileceği, insanların yüksek hata oranına kıyasla hatasız robotların tıp alanında da insanların yapamadıklarını yapmaları bekleniyor.

Şimdi de paylaşımların ardındaki duygulara bakalım:

Olumsuz duyguların gerekçesi, insanın yerine geçen robotlar ve Türkiye için toplumsal geri kalmışlık fikirlerinin uyandırdığı karamsarlık. Yapay zekâ ve robotlar konusundaki içeriklerin yüzde 66’sı açık bir duygusal ifade içeriyor.

• Şaşkınlık ve beğeni (yüzde 24) öne çıkıyor.

• Bunun dışında tek bir pozitif duygu bulunuyor, o da yerli başarılara değinilen içeriklerin hâkim duygusu “gurur” (yüzde 17). Geçtiğimiz aylarda kendinden en çok söz ettiren yerli başarı da, lise öğrencilerinin kendi yaptıkları robotik kol ile “Kuyu” köpeğin kurtarılmasına yardım etmiş olmaları. Gurur duygusunu içeren paylaşımların büyük bir kısmı da Kuyu köpek ile ilgili.

• İçeriklere hakim olan diğer duygular ise genellikle negatif: Karamsarlık(yüzde 21), alaycılık (yüzde 14) ve endişe/korku (yüzde 11) paylaşımlarda öne çıkan diğer duygular.

Şu anki konuşmaların ve duyguların bir adım daha ötesine geçersek…

Bireysel endişelerin ardından insanlığın geleceğine dair korkular geliyor: Robotlar ve yapay zekânın tüm insanlığı köleleştirmesi ve tüm kontrolü ele alması mümkün mü?

Bazı kaynaklara göre 4. sanayi devrimini temsil eden yapay zekâ ve robot teknolojisine sahip olmak, yakın bir gelecekte küresel ölçekte güç sahibi olmak için bir zorunluluk olacak. Bu alanda devlet ve özel sektör tarafından yeterli yatırımın yapılmaması, kaynakların başka alanlara harcanması sıklıkla eleştiriliyor.

Önce hayranlık, sonra endişe

Özetle, gerek konuşulan konular ve gündem, gerekse paylaşılan içeriklerdeki duygular ve konuşma tonu kademeli olarak değişen bir tutuma işaret ediyor.

– Bu teknolojiye hayranlık ilk adım:

Robotların ve yapay zekânın özellikle hizmet ve sağlık alanındaki başarısı, hayatı kolaylaştırması, gün geçtikçe herkes için daha erişilebilir olması bu beğeninin kaynakları.

Yalnız, bu noktada robotların giderek daha çok insana benzemesi kanımca sınırda duruyor, hayranlık yarattığı kadar ürkütüyor da.

– Hayranlık uyandıran bu gelişmeler günlük yaşama müdahil faktörlere dönüştükçe endişe başlıyor:

Farklı sanayi kollarında yakın zamanda robotların çalıştırılacağı, bu sayede daha fazla verimlilik elde edileceği, bazı mesleklerin tamamen ortadan kaybolacağı konuşuluyor.

Burada aynı zamanda tüm hayatın daha robotik, duygudan ve insanlıktan uzak bir hale geleceği endişesini görüyoruz: Robotlara güven duyulup duyulamayacağı ciddi bir tartışma konusu olarak gündemde.

Türkiye’den örneklerle robotlara bakış


İletişimlerinde teknoloji kavramını kullanan firmaların toplumun bu kavrama nasıl yaklaştığından hareketle dikkat etmeleri gereken birkaç noktayı belirtmiştik. Özünde çıplak teknolojiyi değil, onu kullanan insanı yüceltmenin üzerinde durmuştuk.
Burada kastım sadece teknoloji firmaları değil, konumlandırmalarının temelinde teknoloji olan firmaları ve farklarını, gerekçelerini teknoloji ile anlatan firmaları da kast ediyorum. Bir bebek maması da üretim ve içerik gerekçesi olarak yüksek teknolojiyi kullanabiliyor ve bunu iletişimine yansıtabiliyor, aynı şekilde bir tekstil üreticisi de.
Robotlar özelinde son yıllarda bu temayı en sık finans alanında görüyoruz, bu kurumlar için teknoloji hijyen faktör : Teknolojisini anlatmayan, sunduğu hizmetin ne kadar yeni-üstün teknoloji ürünü olduğunu söylemeyen yok gibi. Diğer yandan kanımca doğru iletişimi kurabilen kurum sayısı çok değil. Zira teknolojilerini anlatmak için yeni cihazları, uygulamaları, robotları göstermek, mekanik ve fonksiyonel ton yeterli hatta uygun değil. Bizlerin görmek istediği bu teknolojinin sonucu olan kolaylık, rahatlık, hizmete dönüşen kısmı, yani teknolojinin dokunduğu değil insana dokunan boyutu. Yine geldik teknolojiyi kullanan insanı yüceltmeye.

Türkiye’de robot dendiğinde sanırım çoğumuzun aklına gelen “Çelik” ve “Çeliknaz”. Bu ikiliye karşı genelde insanların hissiyatları pozitif.

• Erişimleri yüksek, bu ikilinin olduğu reklamlar, hatırlanma listelerinde üst sıralarda. Önemli bir marka ikonu olmuşlar.

• Sempatik ve sevilen karakterler. Reklam beğenisini direkt olarak etkiliyorlar.

• Aşk temasını da reklam senaryosuna uyumlu bir şekilde taşıyorlar.
En önemlisi gönül payları yüksek ve bu bağı marka ile kuvvetli bir şekilde kuruyorlar.

Çelik ve Çeliknaz adeta mahalleden birileri gibi

Teknoloji ve robot anksiyetesine rağmen gönülleri fethetmelerinin sırrı da işte bu bize yakınlıkları. Çelik, alışık olduğumuz, mekanik ve soğuk, büyük ve ürkütücü robotlardan değil, tersine ufak boylu, yuvarlak yapılı, büyük yuvarlak gözleri ve duygulu replikleri ile insana yakın bir karakter.
İnsanî özellikleri fazlasıyla taşıyor, evlendi bile! Hepimizin hayatında olduğu gibi Çelik için de evlilik bir dönüm noktası, artık yoğunlukla Çeliknaz ile birlikte anılıyor: Karakter isimlerini kilit kelime olarak kullandığımız mini sosyal dinleme çalışmasında görülüyor ki, Çelik içerikli konuşmaların yüzde 90’ında Çeliknaz da geçiyor. Konuşmalarda bu ikilinin evliliği önemli bir tema. Dörtte üçü olumlu olan bu içeriklerde bu iki robota insanî özellikler atfedildiğini görüyoruz. Özellikle mutluluk, romantizm, evlilik hayatının gereklilikleri gibi konular hakkında içerik üreten sosyal medya üreticileri bu robotlara âşık olma, trip atma gibi duygular da yüklemişler. Hatta, evlilik hayatlarının yanında çocuklarının nasıl olacağı /ya da olması gerektiği hakkında da konuşmalar oluyor.
Kısaca adeta “mahalleden biri.”
Çelik-Çeliknaz örneğinin de yansıttığı gibi içinde robotlar gördüğümüz reklamların, mesajlarını tam olarak iletebilmeleri ve kabul görmeleri ancak müşterinin hayatına birebir değen tarafları ile mümkün. Bir başka deyişle, reklamlarda yer alan robotlar “temsilî robotlar” olsun ve temsil ettikleri ögeler insanla bağdaşsın: İnsan için hayatı kolaylaştıran, geliştiren, buna karşılık insanı tehdit etmeyen, hatta belki ona, onun hayatına öykünen, onun ancak zararsız ve sevimli bir kopyası olabilen robotlara hayatımızda yer açabiliriz. Hani Zülfü Livaneli’nin şu dizilerinde gibi, biraz da “içimizden biri”gibi : “Bir yanı bana benzer/  Tanıdık biri gibi/ Bir yanı sana benzer/ Güzel insanlar gibi”.

0 Yorum

Bir Cevap Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Düşünceler

Paylaşmak istedikleriniz mi var?

Gönderiliyor

®  2018 Araştırıyorum 

Kullanıcı Bilgileriniz İle Oturum Açın

Bilgilerinizi Unuttunuzmu?